logo
Biyografi Araştırmalar Eserleri Duyuru / Etkinlik İletişim


Ana Sayfa Ana Sayfa Ana Sayfa


Osman Hamdi Bey'in Eserleri

Kahve Ocağı (1879) • Haremden (1880) • İki Müzisyen Kız (1880) • Çarşaflanan Kadınlar (1880) • Vazo Yeren Kız (1881) • Gebze Manzara (1881) • Kız-Tevfika (1882) • Türbe ziyaretinde İki Genç Kız I • Türbe ziyaretinde iki Genç Kız II (1890) • Mihrap (1901) • Feraceli Kadınlar (1904) • Pembe Başlıklı Kız (1904) • Kaplumbağa Terbiyecisi (1906) • Mimozalı Kadın (1906) • Şehzade Türbesinde Derviş (1908) • Silah Taciri (1908) • Beyaz Entarili Kız (1908) • Kahvedeki Bozayı (1908).

Kaplumbağa Terbiyecisi

Osman Hamdi Bey'in eseleri arasında, Kaplumbağa Terbiyecisi’nin çok özel bir yeri olduğu ortadadır. Tablo sanatçının en ünlü ve en çok konuşulan eseridir. Osman Hamdi’nin tabloda ne anlatmak istediği her zaman bir tartışma konusu olmuştur.

Kaplumbağa Terbiyecisi, Osman Hamdi Bey'in 1906 ve 1907 yıllarında iki farklı versiyonunu çizdiği tablosudur. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti tarafından çıkartılan gazetenin on yedinci sayısında tablonun adı Kaplumbağalar ve Adam olarak geçer, ancak tabloya daha sonra yaygın olarak bilinen Kaplumbağa Terbiyecisi adı verilmiştir.

Belinden sıkı bir kemerle bağlanmış kırmızı uzun bir giysi giyen sakallı bir adam, mavi çinilerle kaplı eşyasız ve bakımsız bir odada, izleyiciye arkası yarı dönük biçimde dikilmektedir. Başına, etrafına gelişigüzel bir yemeni sarılmış arakiye takmıştır. Adamın ayaklarının dibinde, yerdeki yaprakları yemekte olan kaplumbağalar vardır. 

Resmin mekanı olan Bursa’daki Yeşil Cami’nin üst katındaki odanın duvarlarındaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştür. Tablonun tek ışık kaynağı adamın önündeki alçak penceredir. Ellerini arkasında kavuşturmuş olan adam bir ney tutmaktadır. Sırtında bir nakkare asılıdır ve buna bağlı bir mızrap boynundan aşağıya sarkar. Bazılarına göre adamın sırtında asılı olan şey, eskiden dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan, hindistancevizinden ya da abanozdan yapılma dilenci çanağı olan keşkülüfukaradır.

Osman Hamdi Bey'in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde yorumlanmıştır. Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devri'ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Bu yoruma göre, Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye gibi birçok kurumu kurmak ve yönetmek görevini üstlenen Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir. Başka yorumlara göre, düşünceli biçimde dikilen adam, sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak başarmayı ummaktadır. Bu yoruma göre de terbiyeci Osman Hamdi Bey'in kendisidir. Terbiyecinin zorlu işi elindeki müzik aletleriyle halletmeye çalışması, Osman Hamdi Bey'in de değişime direnen bir toplumu sanat yoluyla çağdaş seviyeye getirmeye çalıştığını, bu yüzden sanat okulu ve müze açma girişiminde bulunduğunu vurgular. Terbiyecinin, kaplumbağaları eğitmekte kullanacağı neyi üfleyemeyip arkasında tutması, Osman Hamdi Bey’in neyi üfleme, yani kaplumbağalar ile temsil edilen halkı eğitme kaygısından artık vazgeçtiği, çünkü derviş sabrının bile bir sonu olduğu şeklinde de yorumlanmıştır. Ayrıca tablodaki kaplumbağaların ilham kaynağının, Osman Hamdi Bey'in Paris'teyken sokaklarda dolaştıklarını gördüğü, Charles Baudelaire'in Modern Hayatın Ressamı kitabında da bahsi geçen kaplumbağalar olduğu da öne sürülmüştür.

Tablonun ikinci versiyonunun, 2009 yılında Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki bir sergide sergilenmesi sırasında, tablonun ilham kaynağına dair yeni bir iddia öne sürülmüştür. Buna göre Osman Hamdi Bey, Tour du Monde isimli Fransızca bir derginin 1869 tarihli sayılarından birinde gördüğü bir gravürden esinlenerek bu tabloyu çizmiştir. L. Crépon tarafından bir Japon gravüründen esinle çizilmiş olan bu resim, dergide Charmeur de tortues (Kaplumbağa Terbiyecisi) adıyla basılmıştır. Resimde, Osman Hamdi Bey'in tablosundaki terbiyeciye benzer şekilde giyinmiş yaşlı bir terbiyeci, elindeki ufak davulu çalarak bir grup kaplumbağanın bir masanın üzerine çıkmasını sağlamaya çalışmaktadır. Osman Hamdi Bey, 13 Temmuz 1869'da Bağdat'tan babasına gönderdiği mektupta, "bana yollamış olduğunuz Tour du Monde'u okudum" demektedir. Osman Hamdi Bey muhtemelen 1869 yılının ilk cildini okumuştur ve Kaplumbağa Terbiyecisi'ni çizerken bu gravürden etkilenmiş olabilir.

Kimi kaynaklarda Osman Hamdi'nin, Kaplumbağa Terbiyecisi isimli eserinde kendi iş yapma alışkanlığıyla, astlarının yaklaşımını sergilediği belirtiliyor. Bazı kaynaklarda da eserin, Osman Hamdi'nin mesai arkadaşlarına yönelik ümitsiz bir hicvi olduğu vurgulanıyor. Gerçek hayatta kaplumbağaların terbiye edilemediğinden yola çıkılarak ortaya atılan bir diğer görüşe göre de, tablo Osmanlı toplumunu eğitmeye çalışan Batılı bir aydını temsil ediyor.

Ancak "Sanatta Batı'ya Açılış ve Osman Hamdi" isimli kitabın yazarı Mustafa Cezar, bu görüşe karşı çıkıyor. Cezar, şu bilgileri veriyor: "Tabloda Osmanlı toplumunun bir eleştirisi olamaz. Çünkü Osman Hamdi Osmanlı toplumuna hayran bir kişi. Resimde, Osman Hamdi doğanın havasını yansıtıyor. Resimdeki terbiyeci de kendisi". Emre Caner’in yeni yazdığı ve ikinci baskısını yapan “Kaplumbağa Terbiyecisi / Osman Hamdi Bey’in Romanı”nda da şu yorum var: “Osman Hamdi de hayatı boyunca kimsenin bilmediği meslekler yapmıştı. Ressam olmuştu en başta. Sonra müze müdürü. Bir arkeolog. Ardından da Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü. Onun kaplumbağa terbiyecisinden bir farkı yoktu aslında!”   Sanat tarihçisi Levent Çalıkoğlu da, "Herkes Osman Hamdi'nin sembolik diline bakarak bir çözümleme yapabilir. Batılılaşmaya yol veren, öncü bir aydının geleneksel değerlere sahip çıkma isteğini de gösterebilir bu resim. Bu bir okuma biçimidir" demektedir.


Silah Taciri (Seyfi Katı)

Hamdi Bey’in 1908 tarihli (175x 130 cm) kendisini (iki kişi olarak) ve oğlunu bir arada resmettiği bir yapıtıdır. Baba-oğul ikilileri hep akla kuşakları, soyun sürdürülmesini ve yaşamın kaçınılmaz sonucu olan ölümü akla getirir. Daha eski bir devrin giysileri içerisindeki ressam ve oğlu insanoğlunun kaçınılmaz kaderini akla getiriyorlar. Tüfekler, Kılıçlar, başlıklar, gerideki taşıyıcı ayak aynı zamanda Freudian cinsellik simgeleri olarak da okunabilirler. Sağda geri planda "Cami Kapısı Önünde Konuşan Hocalar" resminde sol öndeki figürün bir yansıması yer almakta. Bir eli çenesinde, kucağındaki diğer elinde kapalı bir kitap tutan bu yaşlı adama bir bezirgân bir parça bez (Belki de Kefen bezini... "Artık silahlarla, gösteriş ile ilgilenme çağını geride bırakmış bu ihtiyarın tek ihtiyacı belki de budur" yorumu akla gelmektedir.) önermektedir. Hamdi Bey öndeki figürde kendini devasa bir sütun başlığına oturur ve oğluna öğütler verir iken resmetmiştir. Kafasında sarıklı bir fes elinde ve yanında iki miğfer vardır. Çok yönlülüğünü ve ömrünü vakfettiği Asar-ı Atika Müzesini çağrıştıran simgelerdir bunlar... Gençliğin kendine özgü mağrur tavrı içerisindeki oğlu Edhem ise, ayakta vücudu "yay gibi gerili" elindeki kınından çıkardığı kılıç’la gençliğinin coşkusunu sergilemektedir. Yaşamının son yıllarını yaşadığını sezmiş (1910’da, iki yıl sonra vefat edecektir.) bir büyük sanatçının yetişkin oğluyla teselli bulduğu, ve de sanki yaşamının dışa dönük -"erkekler dünyası”ndaki bilançosunu yaptığı, hüzünlü bir resim "Silah Taciri.....". görülmektedir ki, Osman Hamdi Bey önemli resimlerinde sanatını öğrendiği Batılı ustalarını aşarak resim bilgisi ve becerisi ile kendi yaşam öyküsünü ve devrinin ruhunu aktarmayı amaçlamış ve bunu da belli ölçülere başarmıştır.ündeki ithaflar, imzalar ve tarihler ressamın diğer yapıtlarının çözümlenmesinde anahtar görevi yapacak değerdedirler.

Batı kültürünü özümsemiş ve özel yaşamında yeğlemiş bir kimliğin, içerisinde yaşadığı Osmanlı toplumu ile ruh ve düşünce çatışmalarını dile getirebilmek için geliştirdiği "ikonografi" ise, hem incelikleri, hem de Osmanlı toplumunun en kritik dönemlerinden birisine ayna tutması, hem de Türk Resminde bu anlamda başka bir örneğin bulunmaması nedeniyle önemsenmesi gereken bir olgudur.


Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız I  ve Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız II (1890 )

"Yeşil Türbe’de Dua" (1882), "Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız I" (76x111 cm), "Türbe Ziyaretinde İki Genç kız II" (1890- 86x65), "Şehzade Türbesinde Derviş" (1908- 122x92 cm) Sanatçının Türbe temasına kayda değer örneklerindendir.

Osman Hamdi Bey,  hem Osmanlı aydını olması hem de  Fransa’da eğitim görmesi, iki eşinin Fransız  ve altı çocuğundan beşinin kız olması gibi nedenlerle Osmanlı kadınlarına karşı duyarsız kalamamıştır. Resimlerini oryantalist çizgilerle ama batılı mesaj verme kaygısıyla çizmiştir.

Osman Hamdi Bey’in yapmış olduğu bu resimlerden, Osmanlı kadınlarının batılı hemcinslerinin düzeyine erişmeleri için sosyal ve dini baskılardan uzak tutulması gerektiğine inandığı anlaşılmaktadır.

1890 tarihli "Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız II" resminde Kuran okuyan başı örtülü kız ile ayaktaki sarı elbiseli, başlıklı, saçları meydanda kadının (Naile Hanım) karşıtlığı işlenmiş. Doğu ile Batı’nın, farklı inançların resimleşmesi belki de... Türbe ziyareti yapan iki genç kız veya kadın resminde dikkati çeken "sarı elbisesi ile Naile Hanım olduğu vurgulanan" ayaktaki figür ile başörtülü kuran okuyan dizleri üstünde oturan (Çarşaflanan Kız"da da kullanılan model) figürün içinde bulundukları ortama yönelik farklı "vücut dili" yaklaşımları sergilemeleridir. Kitap ile uhrevi ile huzur bulan ile yaşamın kendisini önemseyen iki temanın burada da yinelendiğini net olarak görebilmekteyiz. Onun dışında ressamın çok daha derli toplu bir kurgu ve hoş ayrıntılar ile (Sandukanın başındaki sarışın sarkan ucu ile mumların ve oturan kızın başörtüsünün birbirlerini desteklemeleri, renklerin ve tonların iki kızı hem ortaya çıkaracak hem de resmin diğer bölgeleri ile bağlantısını sağlaması gibi...) Gerome’un resmini aştığı söylenebilir. Osman Hamdi’nin esin kaynağı resme daha benzeşen "Türbe Ziyareti"nde ise yukarıda değindiğimiz konunun yine resme girdiğini görmekteyiz: Gerome’un resmi tümüyle bir iç mekânı ele alırken, Hamdi Bey açık kapıdan dışarısını "servileri ve bir evin bir bölümünü ve gökyüzünü" resmine katmıştır; yani "aslolan hayattır"; yaşamı sona erenlere saygı ziyareti görevi yapılacak ve en kısa sürede gerçek yaşama geri dönülecektir. Bu resimde ilginç bir kaç nokta daha dikkatimizi çeker; Öndeki lahtin kırık köşesi, diğer türbe resimlerinde çok sayıda ve yanmamış, küçülmemiş mumların burada "küçük, yarı yarıya yanmış ve akmış tek bir mum" ile temsil edilmesi... Burada Osmanlı tarihindeki Fatih Kanunname’sinin yol açtığı padişahların kardeşlerini ve onların çocuklarını katletme hakkına (I. Ahmet’e kadar sürmüştür...) bir gönderme sezilebilir; yukarıda değindiğimiz motifler bu ana düşüncenin tamamlayıcıları olabilirler.

Osmanlı mimarisini tablolarında hem iç hemde dış cepheden betimlemesi Osmanlı mimarisi hakkında daha iyi bilgi sahibi olabilmemiz açısından önemlidir.


Kaynakça

- Germaner, Semra ve İnankur, Zeynep. Oryantalistlerin İstanbulu, 2002 (Türkçe dilinde), 308, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

- Gürel, Haşim Nur. Osman Hamdi Bey ve "İkonografi"si.... Eczacıbaşı Sanal Müzesi. Erişim tarihi: 30 Haziran 2010.

- "Kaplumbağa Terbiyecisi" satılsın mı?", Zaman, 1 Aralık 2001. Erişim tarihi:30 Haziran 2010.

- Eldem, Edhem. “Bir Ressam Doğuyor: Osman Hamdi Bey'in Sanat Hayatının İlk Aşamaları”, Ferit Edgü Batıya Yolculuk - Türk Resminin 70 Yıllık Serüveni, 2009 (Türkçe dilinde), 29, İstanbul: Sakıp Sabancı Müzesi. ISBN 9758362941.

- Altan, Mehmet. Cevap ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’nde mi?
http://www.beyazgazete.com/mehmet-altan-cevap-kaplumbaga-terbiyecisi-nde-mi-yazi-y2521.html,  Erişim tarihi:30 Haziran 2010.

- Kaplumbağa Terbiyecisi, http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaplumba%C4%9Fa_Terbiyecisi, Erişim Tarihi 30 Haziran 2010.

- Özsan,Hasan.” Osman Hamdi Bey Ve Osmanlı Kadınları”, IV. Kuvvet medya,18.02.2008, Ankara, http://www.dorduncukuvvetmedya.net/dkm/print.php?sid=10222, Erişim Tarihi 30 Haziran 2010.





Başbakanlık Tanıtma Fonu katkılarıyla Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü UNESCO Mimar Sinan Guzel Sanatlar Universitesi Pera Müzesi